DEDEM VE BEN

DR YUSUF KILINÇ YAZI-YORUM, YAZACAĞIM BİLDİKLERİMİ-SEKİZ

DEDEM VE BEN
2021-01-13 18:19:12
İzlenme : 439

Kendimiz şehirde, ruhumuz köyde demiştim.
60 lı yılların ilk çeyreğinde sık sık köydeki dedemin yanında kalır, birlikte küçük uğraşılarla meşgül olurduk.
İyi hatırladığım şey o yıllarda 962 gibi oldukça kurak bir sene geçmişti. Dedemin doru atları, tekli orijinal yapılmış oldukça kaliteli, arkasında çelik çemberli tekerlek , tek kolla idare edilebilen pulluğa koşuldu. Sağ el
pulluk sap kısmını kavrarken, sol elde kırbaç ara sıra şaklar, atlar ritimlerini bozmadan gider gelirdi.
Baharda havalar iyi giderse mart sonu nisan başı çift sürülür, tohumlar elle saçılır, üstü tırmıklanır (atların çektiği at tırmıkları) tapan çekilirdi. Tarlaların sürümü sırasında beyaz iri toprak kurtlarını leylekler toplardı. Bu ekim çeşidine baharlık ekim derlerdi. Şubatın arpası martın körpesi çok konuşulur. Bahar mevsiminde arpa ekilir, nisan mayıs aylarında bahar yağmurları iyi yağarsa verimli olurdu.
Mazallah yağmursuz bir bahar ayı kıtlık demekti.
Kışlar uzun ve sert geçerdi. Kapıda koyunlar meleşir, sürüler dağıldığı için herkes kendi koyunlarına yem, saman, barınak bulmak zorundadır. Yazdan hazırlanan samanlıktaki istiflenmiş saman, çuvallardaki yemlikler, damlara kayılmış
kuru otlar kış ortasında biterse ne kötü olurdu. Artık kapılardan çuvallarla ödünç saman istemeler başlardı. Bahar gelinceye kadar, mart sonuna doğru koyunlar sabah gün yükselince meraya gider akşama kalmadan dönerdi. Koyunlar, eskiden kış ortasında kuzular, geç doğmuş kuzulara emlik kuzu denirdi. İlave süt verilmezse kuzular arık olur onlara arık gelişmemiş kuzu denirdi.Kuzular üşümesin diye
yere kazılmış, üstü örtülmüş penceresi olan demeklerde geceleri korunurdu...
Örüm, yatsıdan sonra gece yatmadan koyunlara yem saman dökülmesi, gece beslenmesinin adıydı. Hani şimdi arabaşı için ara aşı diyorlar ya. Örümde koyunlar için ara aşı gibi bir şeydi.
Karların bir metreyi geçtiği yıllar bilirim. Kerpiçten yapılmış, üstü kamışla döşenmiş, ekin sapları serilmiş damlar, su geçirmez topraklarla küllenirdi.Damlara yuvak çekilirse, ak killi toprak atılırsa, yağmur suları evin içine akmazdı.Akan damlar bilirim, şıpır şıpır ne rezillikti.
Karlar, damlardan hemen karın yağdığı aynı gün kürünür, her evin ihtiyacı kar kürekleri bulunurdu,
kar küreğin yoksa komşuyu bekler, ödünç alırdın.
Kapı önlerinden yollar açılır, sağa sola
ulaşmak için. Bir defasında çukurlara kar depoladığımızı hatırlıyorum, baharda kullanmak için...
Tarlalar bahardan ekilmezse güzün sonbaharda
buğday ekilir. İmkan yoksa yada gelecek yıl iyi verim alalım diye
tarla sürülü nadasa bırakılırdı.
Köyün hatırladığım tek bakkal kahvesi iki göz odadan meydana gelir. Küçük olana mal gözü, mal tarafı denir. Yani satışın yapıldığı, ihtiyac maddelerinin konduğu yer. Diğer taraf büyükce, masa sandalyeler var. Kumar oynanır.. Elli iki, yüz dört kağıtlarla, kılıç, pişti, altmış altı, otuzbir, yazmalı oyunlarında para işi dönerdi.
Köyde hemen hemen herkes dertli, fakir, orta gelirli idi. Köyün ağaları, zenginleri koyunculuk zengini idi. Yeni yetişen girişimci ruhlu filinta kırklı yaşlardakilerinde elleri para görmeye başladı. Ortak traktör almak, köyün tarlalarını sürmek ekmek, yarıcı olmak şeklinde çalışıyorlardı....
Düğünlerin dışında, dükkanda radyo
yayınları dinlenirdi.Radyolar bayağı küçük cehiz sandıkları büyüklüğünde, bataryaları en az iki kilo çekerdi. Kahvelerde pikap-plak çalarlar bulunurdu. Plaklar dert yükü dolu, nuri sesigüzel, zekeriya bozdağ, ali ercan
, neşet ertaş, seyfettin sucu, nurettin çamlıdağ, nida tüfekçi gibi sanatçıların uzun havaları, bozlaklarından çalar, insanları alır götürürdü,kimileri sesli, kimileri sessiz gözyaşlarını içine akıtırdı.
Dedem orta halli çok çocuklu biri, kapısında kırk elli davarı, üç beş piç inek dediğimiz sütü az inekleri vardı. Tarladan ne kalkarsa onunla yılı tamamlardı.
Bir gün bir duble rakı aldı sulandırdı, beyaz sert leblebiyi belki on kuruşluk anca vardı masaya koydu. Ağabeyi Ahmet, Mehmet yakın zamanlarda ölmüştü. Yakınlarına üzülür, demlenir ,gamlanırdı.Hiç unutmam bana da onbeş kuruş verdi, nohut al ye oğlum dedi. ...Nohut beyaz leblebinin diğer adı. Benim ceplerim dolmuştu.
Bir haber geldi, ebem dedemi çağırıyor, gidelimde tarladaki seklemleri getirelim..
Seklem buğday cuvalı demek. Dedem çakırkeyf ayağa kalktı
sendeledi, atları arabaya koştu. Tarladan köye gelirken atları kamçıladı, atlar dörtnal şahlandı, keyfi yerindeydi dedemin, yanında çavuşun kızı diye hitap ettiği on çocuğunun anası ümmühani ebem vardı.
Bir yaz günü beş oğlan, iki kız evermiş dedem hastalandı. Kötü hastalık denen kanserdi.
Uzun sürmedi. Gelinleri, oğulları akrabaları kırk metrelik odanın ortasında bağıra çağıra dedeme ağladılar. Sabaha kadar karnı şişmesin diye üstüne bıçak koydular. Soğuk metal ağırlık yaparmış. Ağıtlar içtendi. Türk adetlerine, geleneklerine uygundu. Dizlerini döven, saçını yolan, ağıt yakanlar vardı.
Avluya kara kazan kuruldu, dedem yıkandı, köyün dışında köy mezarlığına gömüldü..Mezar taşı bir bucuk metre uzunluğunda kenar ve üstleri işlenmiş konyadan getirildi. Üstüne FETTAH BEY OĞULLARINDAN MEHMET OĞLU MAHMUT KILINÇ yazıldı. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Güzel adamdı dedem.
AKRABA ZİYARETLERİ VE BAYRAMLAŞMA
Bu yazı serisini okuyanların büyük çoğunluğu aşağıda okuyacakları hatıralarımı kendileride yaşamış gibi olacaklardır..
Hiç unutmam ramazan bayramının birinci günü, öğleden sonra babam bir wiilys jeep kiraladı. Anamın Aşağı Göndelen köyündeki bacıları, emmileri, teyzeleri, yengelerinini bayramda ziyaret etmek, oradanda babamın köyü kamışlıkuyuya geçmek için Ereğliden yola çıktık. İlkokul üçüncü sınıfta idim. Çocuklar bayram harçlığını mantar, mantar tabancasına, çıtpıtlara verirlerdi. Ben bir kutu mantar aldım. İçinde kırk adet mantar vardı. Metal bir tabanca siyah renkli üstünde yazılar vardı. . Çok sıkışık vaziyette jeep in arka tarafına
oturdum. Adana asfaltından biraz gidilir, ileride çiller, kamışlıkuyu, göndelen, zengen toprak yoldan köylere dağılan yollar vardı. Toprak yola indiğimizde bir patlama bom güm sesleri duyuldu, duman arabanın içini kapladı. Mantar kutusu çeketimin çebinde idi, sıcaklıktan, sürtünmeden hepsi patlamıştı. Korktum, Gömleğim yandı, Ucuz atlattık.. Hiç unutamam...Tabi ki babamın ufak azarına razı oldum. Köyde mantar patlatıp hava atacaktım.
Bayramlarda kapı kapı dolaşılır, üzüm, şeker, ufaklık paralar toplanırdı.
Herkes herkesle bayramlaşırdı. Bayramlaşmak bir ibadet, bir geleneğin parçası gibiydi.
Fati garı, böyle denirdi.Anamın emmisi Altıparmak Mustafanın eşi. Sandığında mutlaka akide şekeri, kabuklu yer fıstığı bulundurur, misafiri çok sever mutlaka ikram ederdi.
Yaşlılar, hasta yatanlar, uzaktan gelenler ne güzel bayramlaşırdı.
Köyler arası bayramlaşmaya akrabalar, at arabası, tarktörlerle, sonraları motorsiklet ile ya da taksilerle giderlerdi.
Bu bayramlaşma, buluşma, koklaşma, sarım, gürüm olma hali gittikçe azaldı. Daha sonraları
düğünlerin değiştiği gibi bayramlaşmalarda değişti. Evlere telefon bağlandı, telefonla bayramlaşılır oldu. Günümüzde mobil bayramlaşmalar yapılıyor, hatta yapılmıyor bile..
Yazılarak bayramlaşılıyor, belkide yazılmıyor bile..

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Güvenlik Kodunuz 18022

Kullanıcı Adı

 
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRx
İçişleri Bakanlığı’ndan 23 Nisan’da sokağa çıkma kısıtlaması genelgesi
İçişleri Bakanlığı’ndan 23 Nisan’da sokağa çıkma kısıtlaması genelgesi
Avrupa’nın atıkları en çok Türkiye’ye gidiyor
Avrupa’nın atıkları en çok Türkiye’ye gidiyor